documenti


GİRİŞ

HUMANİZM HAREKETİ DÖKÜMANI

Humanistler, bu dönemin ve bu yüzyılın kadınları ve erkekleridir. Humanistler daha önceki tarihi humanizmi tanırlar ve sadece günümüzde merkez teşkil eden kültürlerden değil, değişik kültürlerin katkılarından da ilham alırlar. Dahası, bu yüzyıl ve binyılı geride bırakmış, ve kendileri yeni bir dünyada yaşamaya başlamışlardır.
Humanistler geçmişlerinin çok uzun olduğunu ve geleceklerinin daha da uzun olacağını hissederler. Geleceklerinde bugünün genel sorunlarının çözülmesi için çabalamayı düşünürler. Humanistler iyimserdirler, özgürlük ve sosyal ilerlemeye inanırlar.
Humanistler, uluslarasıcıdırlar ve evrensel bir insan devletini arzu ederler. Dünyayı, global olarak yaşayabildikleri ve hareket edebilecekleri bir yer olarak kavrarlar. Tek biçimli bir dünya istemezler, içinde çeşitliliklerin olduğu bir dünya isterler. Çeşitlilik ile kastedilen; çeşitli etniklikler, diller ve görenekler, çeşitli fikirler ve özlemler, çeşitli inançlar, din tanımazlık veya dinler, ve, çalışmak ve yaratıcılıkla ilgili çeşitliklerdir.
Humanistler efendiler istemezler; ne patron ne de lider isterler, ne de kendilerini başkasının patronu veya efendisi olarak görmek isterler. Humanistler ne bir merkezileştirilmiş devlet ne de onun yerini tutacak başka bir yapı istemezler. Humanistler ne polis ne ordu ne de silahlı çeteler görmek isterler.
Bununla beraber, humanistlerin özlemleri ile bugünün dünya gerçekleri arasında bir duvar yükselmektedir. Artık bu duvarı yıkmanın zamanı gelmiştir. Bunun için dünyadaki tüm humanistlerin birleşmesi zaruridir.

 

I. PARA DÜNYASI

İşte evrensel gerçek: Para herşeydir. Para devlettir, para kanundur, para güçtür. Basitçe para yaşamın aracıdır. Ayrıca sanattır, felsefedir, dindir. Parasız hiçbirşey yapılamaz, hiçbirşey parasız olanaklı değildir. Para olmadan kişisel ilişkiler de olmaz. Parasız dostluk olmaz, hatta kendi başına kalabilmek bile paraya dayanır.
Fakat bu 'evrensel doğru' ile olan ilişki çelişiktir. Çoğunluk işin böyle olmasını istemez. Şöyle ki, hepimiz paranın gaddarlığı ile yüzleşiriz. Öyle bir gaddarlık ki, bir adı, temsilcileri, idarecileri ve kesin kuralları ile soyut değildir.
Günümüzde ne feodal ekonomilerin, ne ulusal endüstrilerin ne de ulusal grupların menfaatleri geçerli değildir. Bugün geçerli olan şu ki; bu saydıklarımız uluslararası finansal sermayenin dikte ettiği şekilde kazançlarını terketmiştir. Uluslarası finansal sermaye ise devamlı olarak dünya çapında büyüyen spekülatif sermayedir. Bu şekilde, devletler bile hayatta kalabilmek için krediye ve faizle para almaya ihtiyaç duyarlar. Herkes yatırım için dilenir ve garantiler verir; böylece bankacılık sistemi işi eline alır ve son kararı verir. Zaman geliyor ki, firmalar, ve onun yanında devletler ve şehirler, şüphe edilmez bir şekilde bankacılığa tabi olacaklardır. Eski düzenin yokedileceği tali-devlet'in zamanı geliyor,
Aynı şekilde, eski dayanışma uçup gitmektedir. Sonuçta, bunların hepsi, sosyal dokunun dağılması ve birbiriyle bağlantısı kopmuş, genel fakirlik ve mahrumiyete rağmen birbirinden farksız milyonlarca insanın ortaya çıkması ile ilgilidir. Büyük sermaye sadece üretimi kontrol etmek yoluyla nesnelliğe hükmetmez, iletişim ve bilgi araçlarını da kontrol etmek yoluyla öznelliğe de hükmeder. Bu şartlarda, keyfine göre materyalleri ve sosyal kaynakları kontrol edebilir, doğayı geri dönüştürülemez bir şekile çevirebilir, ve adım adım insan varlığını bertaraf edebilir. Bu amaç için kafi gelecek kadar teknolojiye güvenir. Ve, aynı şirketlerin ve devletlerin içini boşalttığı gibi, her çeşit bilimi de fakirliğe, yıkıma ve işsizliğe yolaçmak için teknolojiye dönüştürerek içini boşaltır.
Humanistlerin şu noktayı vurguladıklarında artık daha fazla argüman sunmaya ihtiyaçları yoktur: Günümüzde birçok bölgenin istihdam, besin, sağlık, barınma ve eğitim gibi problemlerini kısa sürede çözmek için dünyanın yeterli teknolojik imkanları vardır. Eğer imkanlar bu yönde kullanılmıyorsa, bilin ki bu durum, büyük sermayenin canavarca spekülasyonları yüzündendir.
Büyük sermaye şimdiden pazar ekonomisi aşamasını tüketmiş ve kendi yarattığı kaosu karşılamak için toplumu disipline etmeye başlamıştır. Bu irrasyonelliğin önüne dialektik olarak 'neden'in sesi geçememiş, fakat en karanlığından ırkçılık, köktendincilik ve fanatizm geçmiştir. Ve eğer bu tür neo-irrasyonelizm bölgelere ve gruplara hükmederse ilerici güçlerin faaliyetlerinin çapı güngeçtikçe daralır. Öbür yandan, milyonlarca işçi devlet merkeziciliğinin gerçekdışılığı gibi kapitalist demokrasinin yanlışlıklarından da haberdardır. Ve nitekim aynen kişilerin politik partilere ve devlete yaptığı gibi işçiler de bozulmuş sendika liderlerine karşı çıkarlar. Fakat bu sosyal fenomene bir uyum verilmelidir, aksi halde ilerici olmadan spontane olarak ortaya çıkar, ve sonra durgunlaşır. Nüfusun önemli bir bölümünü ilgilendiren üretim faktorlerinin önemli noktalarını müzakere etmek zaruridir.
Humanistlere göre, emek ve sermaye üretim faktörleridirler, spekülasyon ve tefecilik ise bunun dışındadır. Şimdiki durumda humanistler, bu iki faktör ile şu ana kadar ilişki içinde bulunan diğer saçma faktörlere karşı savaşırlar. Bugüne kadar söylenegelmiştir ki, işletme kazancı sermaye içindir, ücret de işçi için; müteşebbis tarafından alınan risk ile olan dengesizliği ayarlamak için... sanki her işçi şimdiki durumunu ve geleceğini işsizlik ve krizlerin yarattığı iniş çıkışlar ile riske atmazmış gibi. Şirketin yönetiminin kararları ve idaresi de ayrıca rol oynar. Tekrar yatırıma tahsis edilmeyen, büyümeye veya çeşitlendirmeye yönlendirilmeyen işletme kazancı finansal spekülasyona yönlendirilir. Yeni istihdam kaynakları yaratmayan işletme kazancı finansal spekülasyona yönlendirilir. Bu yüzden, işçilerin savaşımı, sermayenin maksimum verimliliği için yönlendirilmelidir. Fakat bu yönetim ve yönlendirme paylaşılmadan gerçekleştirilemez. Öteki türlü, toplu işten çıkarmalar, şirket kapatmalar ve insan yemeler nasıl engellenebilir? Çünkü fenalık, verimlilik artışıyla ilişkili olan ticari kazançta değil; subinvestment, hileli iflas, borç batağına saplanma ve sermaye kaçışında yatar. Ve eğer 19. yüzyılın öğretilerini izleyen birisi üretim ürünlerine zorla el koymak için ayak direrse, gerçek sosyalizmin son zamanlardaki çöküşünü dikkate almalıdır.
Aynı emeğin sınırlanmasında olduğu gibi, sermayenin de sınırlandığında kendine daha kazançlı gelen yerlere kaçması durumunda oluşan sakıncalar hususunda şu açıkça belirtilmelidir ki, bugünkü durumun irrasyonelliği dünya çapında durgunluk ve krizlere yolaçtığı sürece bu durum uzun süre devam etmeyecektir. Bu sakınca, bir radikal moral bozukluğunu tasdik etmekten başka, müteşebbisin kendi kendine karar verir gözükmesine rağmen karar veremeden zincire tabi olarak kendisinin bir işçi haline gelmesi sonucuyla beraber, bankacılık yoluyla sermaye transferinin tarihsel sürecini hoşgörür. Dahası, bu gerileme sürecinin kötüleşmesi ölçüsünde müteşebbisin kendisi bu noktaları düşünmeye başlar.
Humanistler sadece emek alanında mücadele etmek değil, üretim faktörleri arasındaki ilişkinin tek olması ve toplumun parçalanmış otonomisini geri vermeyi sağlamak için, devleti uluslararası finansal sermayenin aracı haline getirmekten korumak amacıyla politik alanda da mücadele etme ihtiyacını hissederler;

II. BİÇİMSEL DEMOKRASİ VE GERÇEK DEMOKRASİ

Demokrasinin yapısı; kuvvetler ayrılığı, temsil sistemi ve azınlıklara saygı gibi temel yapılarına uyulmadığı sürece ciddi bir şekilde bozulmaktadır.
Teorik olarak kuvvetlerin ayrılığı kuvvetlerin karşıt olmasıdır. Pratik olarak doğruluğunu kanıtlamak için herbirinin kaynağını ve düzenleniş biçimini ve onları bağlayan ayrıntılı ilişkileri incelemek yeterlidir. Başka türlü mümkün değildir. Hepsi aynı sistemin parçalarıdır. Bu nedenle sık görülen krizler, kuvvetlerden birinin diğerinin üstüne geçmesi, fonksiyonların birbirine geçmesi, çürüme ve başıbozukluk bir ülkedeki global, ekonomik ve politik duruma uygun olur.
Temsil sistemine bakıldığında, genel seçim hakkının gelişmesi zamanından beri seçim ile kişilerin seçtiği vekillerin yaptıkları arasında sadece bir edim olduğu düşünülürdü. Fakat, zaman geçtikçe çok'un azı seçtiği ilk edim ve alınan buyruğa karşıt olan çıkarları temsil eden azın çok'a ihanet ettiği ikinci bir edim olduğu görüldü. Bu kötülük, kişilerin ihtiyaçlarına yabancılaşan liderliğe indirgenmiş politik partilerde çoktan kuluçkaya yattı. Zaten parti mekanizmasında büyük çıkarlar adayları finanse eder ve izlemeleri gereken politikaları dikte eder. Tüm bunlar temsil sisteminin içeriği ve uygulanmasındaki derin bunalımları gösterir.
Humanistler temsil sisteminin uygulama biçimini değiştirmek, elden gelen en büyük önemi halka danışmaya vermek, ve adayların halkoylaması ile doğrudan seçimi için uğraşırlar. Bu böyleyken birçok ülkelerde bağımsız adayları politik partiler karşısında ikinci plana düşüren kanunlar veya yoksa, kişinin temsilini toplumun iradesinden önce bahaneler ve ekonomik sınırlamalar engeller. Yurttaşların tam olarak seçme ve seçilme hakkına karşı koyan her kural ya da kanun, her türlü kanuni yönetmeliğin üstünde olan gerçek demokrasinin köküne kibrit suyu sıkar. Ve, fırsat eşitliğine gelince, Medya, seçim dönemi süresince, adaylar görüşlerini açıklarken hepsine hemen hemen aynı fırsatı vermek suretiyle halkın hizmetine verilmelidirler. Diğer taraftan, politik mesuliyet kavramını yürütmek için, seçmenlerine verdiği vaatleri yerine getirmeyenler her kim olursa olsun haklarının elinden alınması ve politik yargılama riskine katlanmalıdır. Başka bir çare olarak, şimdilerde sürdürüldüğü gibi, bireylerin ve partilerin gelecek seçimlerde oy vermemek suretiyle cezalandırılması temsilcilerin ikinci edim olarak ihanetini engellememektedir. Acil noktalarda direkt danışma şansı için teknolojik olanaklar her geçen gün artmaktadır. Bu, suistimal edilmiş fikir oylaması ve incelemeler için öncelik vermek değil, fakat gelişmiş elekronik ve bilgisayar teknolojisi sayesinde katılımı ve direkt oylamayı mümkün kılmaktır.
Gerçek bir demokraside azınlıklara hakettikleri temsilcilerin verileceği garanti edilmelidir. Fakat, bunun yanısıra, onlara yenilerinin eklenmesi ve gelişmesini sağlayan her ölçüt tam olarak alınmalıdır. Bu aralar, azınlıklar yabancı düşmanlığı ve ayrımcılıkla bezdiriliyor, elem ile tanınmayı talep ediyorlar ve, böyle olunca, açık veya kapalı neofaşizmi yıkana kadar bu konuyu en önemli tartışma seviyesine yükseltmek ve heryerde mücadelenin başını çekmek humanistlerin sorumluluğundadır. Aslında, azınlıkların hakları için mücadele etmek tüm insanların hakları için mücadele etmektir.
Fakat, ayrıca, bir ülkenin bütününde, merkezileşmiş devletten gelen zorlamadan dolayı, -ve şimdilerde büyük sermayenin elinde bilinçsiz bir araç olarak- bütün bölgeler, yöreler ve eyaletler aynı azınlıkların ayrımcılığına uğruyor. Ve, bir federalist organizasyon kurulduğunda gerçek politik gücün bu gibi tarihsel ve kültürel varlıkların eline geçmesi durdurulmalıdır.
Sonuç olarak, sermaye ve emek konularını, gerçek demokrasi konularını, ve devletin ademimerkezleştirilmesi aletinin amaçlarını ön tarafa koymak, bugün bağımlılık tarafından boğulan kişilerin dinamik ihtiyaçlarına göre kararlı bir şekilde değişen esnek bir toplum tipinin kurulması yönündeki politik mücadeleyi sürdürmektir.

III. HUMANIST DAYANAKLARİ

Humanistlerin faaliyetleri tanrı, doğa, toplum veya tarih gibi düşsel teorilerden ilham almaz. Başlangıcı, acıyı azaltmak ve hayattan alınan zevki arttırmaktan oluşan hayatın ihtiyaçlarıdır. Fakat, insan yaşamı, gereksinimleri olduğu için, geleceğin öngörüsünü geçmiş tecrübelere ve şu anki durumunu geliştirme maksadına eklemiştir. İnsan deneyimi sadece her canlı cinsinde olduğu gibi doğal ve psikolojik seçimlerin ve birikimlerin toplamı değildir, fakat daha ziyade şimdiki acıların üstesinden gelmek ve gelecekte de bu acılardan kaçınmaya eğilimli sosyal ve kişisel deneyimdir. Sosyal ürünler olarak biriken insan çalışması aktarılmış ve doğal şartları daha iyi hale getirmek için devamlı mücadele halinde nesilden nesile dönüştürülmüştür. Böylece, insan, bir tarihsel varlık ve, dünyayı ve kendi doğasını dönüştürmeye yatkın bir sosyal faaliyet tarzıdır. Ve herzaman bir kişi veya insan grubu diğerlerine sert kullanarak kendilerini kabul ettirmiş, tarihi durdurmakta başarılı olmuşlar, kurbanlarını 'doğal' nesnelere dönüştürmüşlerdir. Doğanın amacı yoktur, o yüzden birilerinin özgürlük ve amaçları engellendiğinde, doğal nesnelere, kullanılacak nesnelere, dönüşürler.
İnsanlığın gelişmesi, yavaş yavaş, doğayı ve toplumu dönüştürme ihtiyacı duyar, bazı insanların başkalarına yaptığı şiddetli hayvani ayırımı ortadan kaldırmaya çalışır. Bu başarıldığında prehistoriden bir maksimum insan tarihine geçit olacaktır. Bu arada, insan varlığının gerçekliğinden ve özgürlüğünden başka herhangi bir merkezi değerden başlayamayız. Böylece humanistler der ki: "Hiçbirşey insan varlığının üstünde değildir ve hiçbir insan diğerinin aşağısında değildir." Eğer tanrı, devlet, para veya başka birşey merkezi değer olarak alınırsa, insan varlığı ikinci plana konulmuş olur, sonuçta saklı olarak kontrolü veya kurban edilmesi için koşullar yaratılmış olur. Humanistler açıkça bu görüştedirler. Humanistler dine inançlı veya inançsızdır, fakat dünya hakkındaki görüşlerini ve faaliyetlerini ortaya koyarken inançlarından veya inançsızlıklarından başlamazlar; insan varlığından ve onun acil ihtiyaçlarından başlarlar. Ve, daha iyi bir dünya için çabalarken, eğer tarihi ileriye doğru götürecek birşey keşfederlerse, bu inançlarını veya keşiflerini insanlığın hizmetine sunarlar.
Humanistler esas sorunu belirtirler: Birisinin yaşamak istediğini bilmek ve hangi koşullarda yaşayacağına karar vermek. İnsan ilerleyişini engellemesinden dolayı tüm şekilleriyle fiziksel, ekonomik, etnik, dinsel, cinssel ve ideolojik şiddet humanistlere çirkin gelir. Humanistler için açık veya gizli her türlü ayrımcılık kınama nedenidir. Humanistler şiddet yanlısı değildir, fakat hepsinin üstünde, faaliyetleri anlamlı olduğu sürece ne korkaktırlar ne de şiddet ile karşılaşmaktan korkarlar. Humanistler kişisel yaşamlarını sosyal yaşam ile birleştirirler. Prensiplerine karşıt şeyleri önermezler, ve tutarlılıkları böyle sağlanır.
Humanizm ile antihumanizmi ayıran çizgiler şunlardır: Emeği büyük sermayenin önüne; gerçek demokrasiyi biçimsel demokrasinin önüne; ademimerkeziyetçiliği merkeziyetçiliğin önüne; ayrımcılık-karşıtlığını ayrımcılığın önüne; özgürlüğü baskının önüne; hayattaki anlamı boyun eğmenin, yardakçılığın ve saçmalığın önüne geçirmek.
Humanizm seçme özgürlüğü tabanına oturduğu için şu anda tek sağlam temele oturmuş etiktir. Aynı şekilde maksat ve özgürlüğe inandığı sürece hata ile kötü inancı, ve hatalı ile haini ayırabilir.

IV. SAF HUMANİZMDEN BİLİNÇLİ HUMANİZME

Humanizm, sosyal tabanda, çalışanların evlerinde ve işyerlerinde, basit protestoları ekonomik yapıların değiştirilmesine yönelik bilinçli bir güce dönüştürmelidir.
Sendikaların mücadeleci üyeleri ve ilerici politik partilerin üyelerine gelince, onların mücadeleri dahil oldukları organizasyonların liderlik biçimini değiştirmeye eğilimli olmak ve topluluklarını yönlendirmek ölçüsünde tutarlı olacaktır, ve yukarıdakiler humanizm tarafından öne sürülen temel noktaları doğrudan doğruya nitelik olarak sahiplenirler.
Normal olarak adaletsizliğe hassas olan öğrenciler ve öğretmenlerin büyük bölümü sistemin genel bunalımlarının kendilerini etkilediği ölçüde istemlerini bilinçli olacak şekilde değiştireceklerdir. Ve, herhalde, günlük trajediler ile medya sayesinde yüzyüze olan insanlar, aynı fikirleri insana dayanmayan sistemin motifi ile ters düşen aydın kesimler gibi humanist çizgide hareket etmek durumunda olacaklardır.
İnsanlara ızdırap verme olgusunu temel alan birçok grupları bugüne kadar hakları elinden alınmış ve ayrımcılığa uğramışları kayıracak şekilde yansızlığa davet ediyoruz. Dernekler, gönüllü grupları ve nüfusun önemli kesimleri bazen pozitif katkılarını yaparak seferber olurlar. Şüphesiz, katkılarından biri de bu problemler ile ilgili kınamalarından oluşur. Bununla birlikte bu tip gruplar bu kötülüklerin doğmasını sağlayan yapıların değiştirilmesi biçiminde bir faaliyette bulunmamaktadırlar. Bu gruplar bilinçli humanizmden daha çok merhametli/iyiliksever olmaya çalışmaktadırlar. Buna karşın biz, konulara göre faaliyetler ve protesto biçimlerini bulduk ve, bu yöntemler her zaman geliştirilip derinleştirilebilir.

V. ANTİHUMANİST GÖRÜŞLER

Büyük sermaye tarafından desteklenen kuvvetlerin insanları boğduğu ölçüde, bu rahatsızlığın avantajı ile güçlenmeye başlayan ve yanlış sanılara doğru kanalize eden birbirini tutmayan gruplar ortaya çıkar. Neofaşizmin temelinde insani değerlerin yadsınamaz bilgisi bulunmaktadır. Ayrıca aşırı ekolojistler/çevrebilimciler bir denemenin insan üzerinde yapılmasındansa ilk olarak doğa üzerinde yapılmasını kesin olarak savunurlar. Fakat insan varlığı doğaya karşı yaptığı için ekolojik felaketin insanlığı tehlikeye düşürdüğü biçimindeki açık gerçeği söylemezler. Bazı güçlere göre insanlar bozulmakta bu yüzden doğa da kirlenmektedir. Onlara göre, ilaçların hastalıkların üstesinden gelmemesi ve yaşamı uzatmaması daha iyi olacaktır. "Önce dünya!" diye nazi sloganlarını hatırlatır şekilde isterikçe bağırırlar. Buradan pisleten kültürlerin ve pis olan yabancıların ayırımcılığına sadece ufak bir adım vardır. Bu güçler ayrıca insan varlığını derinden küçümsedikleri için antihumanisttirler. Akıl hocaları nihilist ve intihara eğilimli tarzda küçümserler kendilerini.
Perspektifi olan insanların önemli bir bölümü ekolojizmin kınadığı problemlerin yoğunluğunu anladıkları sürece ekolojizme yapışırlar.Fakat, eğer bu ekolojizm olması gerektiği gibi humanist bir karakter kazanırsa, gücünü bu yıkımın destekçilerine yöneltecektir, bunlar, ad vermek gerekirse, büyük sermaye, yıkıcı endüstriler zinciri, ve askeri endüstri yatırımlarıdır. Fok balıkları ile uğraşmak yerine, dünyanın birçok yerindeki açlık, aşırı nüfus artışı, doğumlardaki ölüm oranı, hastalık ve hastane açığına bakacaklardır. Ve teknolojik olarak gelişen dünyadaki işsizlik, sömürü, ırkçılık, ayırımcılık ve hoşgörüsüzlüğü hedef alacaklardır - Öyle bir teknolojik dünya ki, akılcı olmayan büyümesi için ekolojik dengesizlikler oluşturur -.
"Doğru"'yu Antihumanizm için politik enstrüman olarak düşünmek için çok ince eleyip sık dokumaya gerek yoktur. Onların durumunda kötü inanç öyle yüksek seviyelere ulaşmıştır ki, dönem dönem kendilerini 'humanizm'in temsilcileri olarak pazarlarlar. Bu anlamda, zeki papazlar eksik olmamakta, ve gülünç "Dinci Humanizm"(?) temelinde teori yaparmış gibi yapmaya çalışırlar. Dinsel savaşları ve engizisyonu icat eden bu gibi kişiler; Batı humanizminin tarihsel babalarının cellatları olan bu gibi kişiler, kurbanlarının erdemlerini kendilerine maletmişler, tarihsel humanistlere ait "sapmalardan vazgeçme" noktasına gelmişlerdir. Antihumanizmin temsilcilerinin "humanist" adı ile kendilerini nitelendirmeye çalışmaları çok büyük kötü niyet ve haydutluktur.
Antihumanizme ait kaynakların, aletlerin, yolların ve ifadelerin envanterini çıkartmak mümkündür. Her durumda, onların hilekar eğilimlerini ortaya çıkartmak onların anlayışları ve sosyal deneyimlerinin önemini kendiliğinden ve saf humanistlerin eleştirmelerine katkıda bulunacaktır.

VI. HUMANİST FAALİYET CEPHELERİ

Humanizm, faaliyet cephelerini işte, evde, sendikada, politik ve kültürel alanlarda bir sosyal hareketin karakterini farzederek ilerici amacıyla organize eder. Böylece ilerlerken, gruplar ve tek tek kişiler gibi çeşitli ilerici güçlere ne kişiliklerini ne de özel karakterlerini kaybetmeden uygun koşulların sağlanmasına çalışır. Bu tür bir hareketin amacı, nüfusun büyük kesimlerine tesir etmeye kaabiliyeti olan ve faaliyetleri ile sosyal değişimi uyumlaştıran güçlerin birleşmesine yardımcı olmayı içerir.
Humanistler ne bilinçsizdir ne de romantik devirlerin deklarasyonlarının karakteristiğinden haz duyarlar. Bu bağlamda, önerdiklerinin ne sosyal vicdanın en gelişmiş ifadesi olduğunu düşünürler, ne de organizasyonlarının 'hikmetinden sual olunmaz' ifadelerden oluşmasını isterler. Humanistler yalancıktan çoğunluğun temsilcisi gibi görünmek istemezler. Her durumda, farzettikleri doğrular çerçevesinde hareket ederler ve, şu an için daha uygun ve tatbik edilebilir olduğuna inandıkları değişmeleri hareketleri için temel alırlar.


documenti